Türkiye canlıdan böbrek naklinde dünyada birinci oldu, kadavrada milyonda 5'te kaldı
İstanbul'da düzenlenen toplantıda üç dernek, kadavradan organ bağışının 1 milyon nüfus başına 5'te kaldığını, canlıdan böbrek naklinde Türkiye'nin dünyada birinci olduğunu açıkladı. Uzmanlar, 33 bin organ bekleyen hasta için farkındalığın artırılması gerektiğini belirtti.
Türkiye 'nin canlıdan organ naklinde dünyada birinci olduğu, kadavradan organ bağışının ise 1 milyon nüfus başına 5 düzeyinde kaldığı ve sayıların artması için toplumsal farkındalığın artırılması gerektiği kaydedildi.
İstanbul 'da, 3–9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında Türk Nefroloji Derneği, Türk Yoğun Bakım Derneği ve Organ Nakli Koordinatörleri Derneği işbirliğiyle basın toplantısı düzenlendi.
Toplantıda, Türkiye 'de organ bağışının güncel tablosu ile kadavradan bağış oranlarını artıracak ve hastalara umut olacak adımlar kamuoyuyla paylaşıldı.
Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye 'nin canlıdan böbrek naklinde çok iyi durumda olduğunu ve dünyada birinci sırada yer aldığını belirterek, "Bizim bunu aynı şekilde kadavra böbrek nakline de taşımamız gerekiyor." dedi.
Bu konuda dünyanın en iyi ülkelerinin İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri olduğunu ifade eden Türkmen, "Oradaki rakamlara ulaşmak çok zor değil ama çabalarımız genellikle istikrarlı olmuyor." diye konuştu.
Türk Nefroloji Derneği ile Sağlık Bakanlığının her yıl Türkiye 'deki bütün coğrafi alanlardan topladığı istatistiksel verilere değinen Türkmen, "Her sene 14 bin yeni diyaliz hastası ortaya çıkıyor. Biz ne kadar nakil yapabiliyoruz? İstiyoruz ki tabii bunların hepsine nakil yapalım ama bugün için değil, bu kadar organ bulamıyoruz. Yaklaşık her sene 3 bin 500 civarında böbrek nakli yapabiliyoruz. Çok çok az bir rakam." dedi.
Bu sonuca göre yıllar içinde diyaliz hastalarının sayısının arttığını kaydeden Türkmen, bu hastaların da daha düşük yaşam kalitesiyle hayatlarını sürdürdüğünü belirtti.
Prof. Dr. Türkmen, kadavradan yapılan nakillerde Türkiye 'nin dünyada 20-25. sırada yer alabildiğini kaydederek, "Bunu artırmak için yoğun şekilde çaba harcamak gerekiyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 33 bin civarında hasta organ bekliyor görünüyor. Bunun 28 bini böbrek bekliyor, işte 2 bin 500 tane karaciğer bekleyen, 1500 kalp bekleyen hastamız var. Özellikle böbrek bekleyen hasta sayısına dikkati çekmek istiyorum. Türkiye 'de şu anda bildiğimiz kadarıyla 85-90 bin. Biz hastamızın iyiliğini istiyoruz. Çok uzun yaşasın, çok iyi yaşasın istiyoruz. Bunun için de uzun süre diyalizde kalmaması gerekiyor. Organ nakline ulaşabiliyorsa organ nakli yaptırması gerekiyor. Ama daha onların kadavra listesine girmesi gerektiğinden haberi bile yok." şeklinde konuştu.
"Tek eksiğimiz biraz daha toplumsal farkındalık"
Organ Nakli Koordinatörleri Derneği Başkanı Öğr. Gör. Nilgün Bilal, organ nakli yapılabilmesi için organ bağışına ihtiyaç olduğuna dikkati çekerek, "Neden bizde organ bağışı bu kadar yetersiz?" diye sordu.
Bilal, hastaların umutsuzluk nedeniyle listelere bile kayıt olmadığını ve kendilerini ölüme terk ettiğini söyledi. Bilal, "Her türlü organ naklini yapacak dünyanın en ileri seviyesinde merkezlerimiz var. Vatandaşın bağışladığı her organın ülkenin herhangi bir yerindeki en uygun hastaya devletin yine imkanlarıyla ulaştırılacak bir sistemimiz var, yoğun bakımlarımızda beyin ölümü tanısı da konulabiliyor, yeterli sayıda yoğun bakım yatağımız var, tek eksiğimiz biraz daha toplumsal farkındalık." açıklamasını yaptı.
Bilal, "Canlı vericili nakillerde son 5-6 yıldır dünya rekoru kırıyoruz. Canlı vericili nakilleri dünya bizden öğrenmeye çalışıyor." diye konuştu. Tüm bunları yaparken neden ölenlerden organlarının alınamadığını soran Bilal, şunları söyledi:
"Toplumdaki farkındalık seviyesi az olduğu için, yetersiz olduğu için. Hem devletin çabaları hem bizlerin çabaları hem sizlerin çabaları bence yetersiz kalıyor. Bence bugün burada büyük bir adım atılabilir, bir iyilik hareketi başlatılabilir. İspanya'daki 1 milyon nüfus başına 50, Avrupa ülkelerindeki 20 ile 40 arasındaki organ başı oranları. Ülkemizde ölen kişilerden 1 milyon nüfus başına 5 civarında organ bağışı yapılıyor. Organ bağışı yapılabilmesi için ülkede toplumsal farkındalığın yerleşmesine ihtiyaç var. Organ bağışlamama değil, organ bağışlama kültürüne ihtiyacımız var. Organ bağışlama kültürünü de devletin ve bizlerin adımları şu ana kadar yeterli gelmedi."
Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Fethi Gül ise kadavradan organ bağışında Türkiye 'nin canlı vericili nakillere kıyasla geride kaldığını ve özellikle yoğun bakımlardaki beyin ölümü algısının düzeltilmesi gerektiğini belirtti.
Gül, "Canlı verici nakillerde Türkiye ülke olarak ilk sıralarda yer alırken, kadavradan organ bağışında maalesef orta-alt sıralara doğru kaymış durumda. Son yıllarda özellikle Kovid-19 pandemisiyle birlikte bu düşüş daha da belirgin hale gelmeye başladı. Bakanlığımızın bu yönde ciddi çalışmaları var, buna şahit oluyoruz. Dernekler olarak bizler de son yıllarda özellikle beyin ölümüyle ilgili farkındalığı artırmak adına farklı bölge toplantıları yaptık. Uygun koşullarda sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte hareket ederek bir 'Beyin Ölümü Deklarasyonu' yayımladık." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin bu alandaki hukuki geçmişine değinen Prof. Dr. Gül, "Burada temel amacımız, beyin ölümünün tıbben ve hukuken bir ölüm olduğu gerçeğini hem halkımıza anlatmak hem de bu konuda kafalarda oluşan soru işaretlerini gidermekti. Aslında beyin ölümüyle ilgili yasa, dünyada belki de ilk ülkelerden biri olan ülkemizde 1979 yılında kanunlaşmıştı. Tarihsel olarak aslında çok iyi bir yerdeyiz." dedi.
-"Bitkisel hayatta solunum sürer, beyin ölümünde tamamen durur"
Beyin ölümünün koma veya bitkisel hayatla karıştırılmaması gerektiğinin altını çizen Gül, "Kliniklerde hasta yakınlarından sıkça 'Ya hastam uyanırsa?' sorusunu duyuyoruz. Beyin ölümü anlık bir karar değildir, beyin ve beyin sapının geri dönüşümsüz hasarıdır. Bitkisel hayattaki hastanın spontan solunumu ve kalp atımı sürerken, beyin ölümü gerçekleşen kişide solunum tamamen durmuştur. Biz yoğun bakımda cihaz desteğiyle organları korumaya çalışırız. Beyin ölümü tanısını koyan hekim ekibi ile organ naklini gerçekleştirecek ekip tamamen birbirinden bağımsızdır ve etik olarak nakil sürecinde yer almaz." diye konuştu.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!